10 Nisan 2017 Pazartesi

Köprüden önceki son çıkış

Nereden başlasam ki acaba? Hıh, buldum;

 Buraya noktaya nasıl geldim?

87 yılında Bulgaristan'da doğdum ben. 5 yaşında Türkiye'ye geldim. Yani 25 senedir bu ülkeyi çekiyorum. Daha doğrusu 25 senedir çekiyormuşum, belki son 5 senedir bunun farkındayım. Bulgaristan'dan geldiğimizde sıfırdan hayat kurmuştuk. Bok gibi bir çocukluk geçirdim bu sebepten. Şimdi tekrar sıfırdan bir hata kurmanın eşiğindeyim. Geri dönmek için çok geç artık, gerçi geri dönmeyi düşünen de yok.

Bu noktaya nasıl geldim?

Turizm mezunuyum ben. Bu ülkede kimse yeteneklerine göre değerlendirip en doğru mesleğe yönlendirilmez. Ben de onlardan biriyim işte. Üniversite bitince çoktan kafama koymuştum turizmde hayatıma devam etmemeye. Sebepleri çok ayrı bir yazı konusu. Ama geçerli sebeplerim olduğunu turizm mezunu birçok arkadaşımın mesleği bırakmasından anlayabiliyorum.
Askerden 17.05.11 tarihinde geldim. O zaman başladı işte hayat benim için. Birçok iş başvurusunda bulundum. Ve 3 senede 6 iş değiştirdim. Öyle saçma sapan şirketler de değildi çalıştığım işletmeler. Ama bir süre çalışıp eski personellerin durumunu görünce gelecekte pek de bir bok olmayacağını anlamamak için gerçekten zeka bakımından eksik birisi yahut ileri görüşü kıt bir insan olmak lazım. İkisi de olmadığım için her 6 ayda bir iş değiştirmiş birisi oldum. Ama bu ülkeye inancımı korumaya devam ettim bir şekilde. Nedeni aslında tamamen duygusal. Hayır, maddi bir yönü yok bu duygusallığın. Sevdiklerimle geçirmek istiyordum hayatımı ve bu ülkede kalmaya devam ettim. Ama ne zaman ki 15 Temmuz olayı vuku buldu, işte o zaman manevi yönden çöktüm ben. Şimdi biliyorum ki bu ülke son sürat duvara toslamaya yaklaşan bir arabadan faksız. Arabayı biz kullanmıyoruz, sadece yolcular biziz. Ve şoför bir şekilde kendini kurtaracak, olan bize olacak. O gün aklımda gitmek diye bir fikir belirdi. Ve işte buradayım. Bu süre zarfında 3 senedir Danimarka'da ikamet eden kuzenimle konuştum. İş ayarladım. Bulgaristan'a gidip kimlik ve pasaport işlemlerimi hallettim. Sevdiğim insanlarla vedalaştım. Ve bundan 7 gün sonra, önümüzdeki hafta cuma sabahı uçakla Danimarka'ya gidiyorum.

Garip bir hissiyat bu. Hayatımdaki aldığım en radikal karar belki. Kalmak kolaydır. Aslında sigara içmek gibidir kalmak. Yavaş yavaş zehirlenirsiniz ama kötü haberi duyana kadar pek farkında değilsinizdir durumun. Ayda 1400 liranızı alır, bir şekilde geçinmeye çalışır, sosyallik namına ne varsa hayatından çıkarırsınız. Ama rahatsınızdır. Yemeğiniz pişer evde, odanız temizlenir. Çamaşırınız yıkanıp ütülenir. Nazınızı çekecek insanlar vardır etrafınızda. Hasta olunca ilgilenecek birileri vardır. Ama gidince yalnızsınızdır. Hasta olma lüksünüz yoktur. Özellikle ilk bir sene çok sancılı geçer. Derdinizi dinleyen birisini çok zor bulursunuz.
Ama bunun yanında insan gibi muamele görürsünüz. İnsanlar size "insan" olduğunuzu hissettirir. Doğru düzgün para kazanır, kaliteli yemekler yersiniz. Sizi tanımayan insanların gülümsemesine alışırsınız. İki parça olmak gibidir bu gitmek. Bir taraftan sevdiğiniz insanları özlerken diğer taraftan yeni tanıdığınız insanları seversiniz. Bir taraftan mutlu diğer taraftan inanılmaz mutsuzsunuzdur. Gittiğiniz ülkede de vergi ödersiniz ama bunun geri dönüşünü görmek çok garip gelir size. Mesela senelik izin direk 1 aydır. Senelik izne çıkarken bir aylık maaşınızın biraz fazlasını tatil harçlığı olarak size verir devlet. (avans değil, direk ekstra para olarak) Gecenin her saati toplu ulaşım aracı bulabilirsiniz. Bisiklet sürerken yanınızdan başbakanın bisikletle makamına gittiğini görebilirsiniz. Senenin üçte birini yağmurlu geçiren bir ülkede hiçbir zaman sel basmadığına şahit olabilirsiniz. Beş kuruş para ödemeden sağlık hizmeti alabilirsiniz. Başı şeylerin ülkenizdeki fiyatlarda, bazı şeylerin çok daha pahalı olduğunu görürsünüz ama insan hayatı asla ucuz değildir. Dersiniz ki boşuna bu ülkedeki insanlar dünyanın en mutlu insanlarından değil. Artısı eksisi vardır elbette ama Türkiye gibi inanılmaz imkanlara sahip, cennet gibi bir ülkede cehennemi yaşadıktan sonra bu ülkenin nasıl bu kadar düzenli olduğunu çok fazla düşünmemek en çok çaba sarf ettiğiniz şeydir. Çünkü düşündükçe acı gerçekler tekrar tekrar yüzünüze çarpacaktır. Toplanan vergilerin vatandaşları için harcandığı bir ülkede refah kaçılmaz sonuçtur. Ama bizim ülkemizde toplanan vergiler ülkeyi yönetenlerin refahı ve çevresindekilerin cüzdanlarını doldurmak için harcandığı gerçeğini tekrar tekrar kendi yüzünüze vurmak, işte yıpratıcı olan budur.

Haftaya cuma sabahı gidiyorum bu ülkeden. Bir kucak dolusu canım gibi sevdiğim insanı arkamda bırakıyorum. Sanırım duygusal kişiliğimin bana en ağır geleceği tecrübe bu olacak. Ama şuan kendime bile faydam yokken sevdiklerime de yarar sağlayamam. Önce maddi-manevi kendimi toparlamam lazım. Sonrasını zaman gösterecek.

Ama söyler misin, sevdiklerinin hayatını, iyi olup olmadıklarını düşünürken insan nasıl mutlu olabilir?
Düşün ki evlenmişsin, eşin beş dakika geç kalsa başına bi şey mi geldi diye merak etmekten yaşayamıyorsun. Çocuğun tacize uğradı mı diye düşünmekten delirecek gibi olmuşsun. Rezil eğitim sisteminde hayattan soğumasına, ufacık bir insanken depresyonla tanışmasına şahit olacaksın. Askere gidince daha hayatının baharında yitip giden gençlerden olması korkusu ile büyüteceksin onu. Üç kuruş maaş ile hiçbir zaman ihtiyacı kadar olmayan imkanlar sağlamaya çalışacaksın. Günün bir saatinde çıkıp gecenin bir saatinde gelecek ve asla bir aile babası olamayacaksın.
Söyler misin bana, bu ülkede yaşıyor muyuz yoksa idare mi ediyoruz? Tek bir yaşama hakkımız olan bu dünyada bu şekilde yaşamak için kime nasıl bir kötülük etmiş olabiliriz?


Türkiye, seni çok seviyorum ama seni yönetenleri ve içinde yaşayan üçte ikisi hiçbir işe yaramayacak kadar cahil olan topluluğu sevmiyorum. Kendi gibi olmayanlara kötü davranan bu cahil güruhtan nefret ediyorum. Hayatında kitabın, kültürün, sanatın yeri olmayan, din ile kafayı bozmuş yobaz sürüsünü hiç sevmiyorum. Bu kadar sömürülmesine rağmen isyan etmeyen, sesini çıkarmayan, sadece kendi canı yanınca isyan etmeyi akıl edebilen bu bencil koyun sürüsünü sevmiyorum. Her vatan içindeki yaşayan insanlar kadar değerliyse şayet, kusura bakma Türkiye, ben artık seni de sevmiyorum.

Son bir hafta, sonra hoşçakal...

2 yorum:

  1. Sanıyorum Bulgaristan vatandaşlığınız olduğu için rahat gittiniz. Peki Bulgaristan vatandaşlığı olmayan üyeler için öneriniz nedir? Kendimden bahsedeyim. Yüksek lisansı bitireceğim kısmetse bu aya. İTÜ mezunuyum, makine mühendisliği okudum. Dil konusunda çekiniyorum kendimden, bir kere çıktım yurt dışına, B2 seviye ingilizcem var, A2 de almanca ve ispanyolcam. iş tecrübem var ama kendime güvenemiyorum, tavsiyeleriniz neler olur bana

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,

      Bulgaristan vatandaşlığı sayesinde çok rahat bir şekilde geldim Danimarkaya. Sana en büyük tavsiyem şu olabilir;Maddi imkanın varsa şayet buradaki bir üniversiteye Doktora için başvuruda bulunabilirsin. Yahut internetten bolca iş başvurusunda bulunabilirsin. Çok geçerli bir mesleğin var, bence yolun gayet açık olabilir. Dil konusunda hiç olumsuz düşünme. Sadece "speaking" konusunda tecrübe eksikliğin var. 1 ay burada kalsan, dilini kullansan hepsi çözülür. Haddim değil ama sen tavsiye istediğin için söyleyebiliyorum bunu, kendine güven. İnternetten bolca iş başvurusunda bulun. Yanıt gelirse git, görüş. Şayet ki Türkiye'de mutlu değilsen elinden geleni yap yurt dışına yerleşme konusunda. Olmazsa sağlık olsun, en azından vicdanın rahat olur.

      Sil